''Mutlu olmak istiyorum, Seninle mutlu olabileceğimi düşünüyorum, Mutlu Olayım başka bir şey istemem, mutluluk.. mutluluk...''
Karantina günlerinin en can sıkıcı özelliği insanın kendisiyle daha fazla baş başa kalmış olmasıdır. Kendinle yüzleşmek istemediğin duygu ve düşüncelerle istemeden karşılaştığımız bu sıkıcı dönemde en çok mutlu olmaya çalışmanın yollarını düşündüm. Herkesin gayesi mutlu olmak, herkesin mutluluk anlayışı günden güne değişiyor, mutluluk yerinde durmuyor, talepler farklılaşıyor ve biz de bu talepler bizi nereye sürüklerse istemsizce oraya yol alıyoruz. Ama bir müddet düşündükten sonra, ben mutlu olmak istiyorum diye mutluluğu sürekli dillendirip gözünde büyütenler ve büyük mutluluğa ulaşmak hayaliyle kendisine mutluluk getirecek olan insanları, olguları görmezden gelenlerin gerçek anlamıyla hiçbir zaman mutlu olabileceklerini düşünmüyorum. O gözünde büyüttükleri, istediği kişi hayatında olursa mutlu olabileceğini düşündükleri insanlar belki sonra kişinin hayatında bir yere sahip olsa bile, kişi zamanında görmezden geldiği küçük mutluluk kaynaklarını değerlendirmediğinden dolayı yüreğinde hep bir boşluk hissi var olacaktır. Bu boşluk hissi bir süre sonra iliklerine işleyecek, karşısındakini kendisinden soğutacak ve kişi bu hayattan hiçbir şey anlayamadan gidecektir. Mutlu olabilmek bana göre kişinin bakış açısına bağlıdır. Yani dış etkenler şartlar ne kadar iyi olursa olsun, yaşadığın memleketin yaşam şartları veya içinde bulunduğun durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun bunlar mutluluğumuzu iyi veya kötü yönde perçinlemekten başka bir işe yaramamaktadır. Kendimden örnek verecek olursam; İkinci memleketim olduğunu düşündüğüm ve bir o kadar da kendimi henüz oraya ait hissetmediğim Salihliye bakacak olursak hem şehir yapısı gayet beğenilir, çoğu şehri sollayan özellikleri, genotip olarak insanlarının belli bir standardın üstünde olması, eğlenilecek ortamların bolluğu.. bunlar tartışılmaz. Ama mutlu olmaya yetmez. Eğer ben güzel görmek istemezsem,elimdekilerle yetinmeyip daha güzelini istemeyi düşünerek yaşadığım anı harcarsam mutlu olmam mümkün değildir. Ama güzel görmek istersem, Sarp kayalıkları olan, olağanüstü hava sıcaklıklarının olduğu, insanlarının farklı olduğu (her yerde olduğu gibi. sonradan mecbur alışıyorsun), türlü türlü insanlarla, sıkıntılarla, Hiçbir zaman peşimi bırakmayan özlemlerimin kat be kat arttığı Sivas'ta mutlu olabilirim. Şöyle bir düşününce mutluluk çok uzağımızda değil. Dediğim gibi mutluluk yer ile alakası olmayan bir şeydir. Mutluluk bir andır. Sevdiğin birinin başını omzuna yasladığında hissettiğin şeyin adı mutluluktur. Uzun yolculuklar sonucu varmak istediğin yere varabildiğinde damarlarında dolaşan şey mutluluktur. Dediğim gibi mutluluk bir andır ve mutlu olabilmek, daha doğrusu elimize geçen mutluluk anlarını berbat edip daha da mutsuz olmamak için, mutluluğun uzunca veya kısaca süren ''bir an'' olduğunu kabul etmek ve en önemlisi ; Mutsuzluğa hazır olabilmektir. Yaşadığımız koşullarda kimse günün 24 saati mutlu bir ruh haline bürünmüş değil. Hadi diyelim belli şeyler yaşadıktan sonra mutluluğa eriştin ama yıllara vurduğunda ömrün boyunca mutlu olarak anımsadığın şeyler mutsuz olduğun anılardan illaki daha fazla. Fakat insan uzun süre kendiyle baş başa kalınca ve içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan bir nebze olsun uzaklaşmak için mutlu olduğu zamanları aklına getiriverir. Bunun iyi bir şey olduğu kadar mutsuz olduğumuz anları yok sayıp hep mutluynuş gibi geçmişi özlemek kendimize ihanettir. Şu an üniversitedeyim ve lise arkadaşlarımla konuşunca genel olarak o günler güzeldi keşke tekrar dönebilsek vs. sözler duymaktayım. Arkadaşlar güzel olan lise değildi.Lise, yaşımıza göre cehennemdi. Güzel olan 2018 yılının 3-5 mayıs tarihleriydi. Ama lise yıllarını sanki 4 yıl boyunca fethiyedeymişiz gibi aktarmak doğru değildir.Sınıf arkadaşlarım bu tarihlerde ne kadar macera yaşadığımızı biliyorlar. Yine söylüyorum mutluluk bir an. Bence asıl mesele önce mutluluğu abartı şekilde sürekli istemekten kaçınmak, beraber mutsuzluğunu da paylaşabileceğin bir dost edinmek, ve mutsuzluğun rutin mutluluğun lüks olduğunun bilincinde olmak. Beklentinizi yüksek tutarsanız ölürsünüz o yüzden devamlı olan mutsuzluk olsun. Mutluluk bir lüks ve her zaman öyleydi. Ama eğer bir dostunuzla mutsuzluğunuzu da paylaşabiliyorsanız ve bu karşılıklı oluyorsa, tıpkı iki negatif sayının birbiriyle çarpılınca pozitif sayıya dönüşmesi gibi mutsuzluklar da karşılıklı paylaşılırsa bir bakmışsınız hem anı yaşamışsınız hem de mutluluğu arama çabasına girmeden mutluluğu yakalamışsınız. Şuna da ayrıca değinmek istiyorum mutsuzluğunuzu paylaşabilecek bir dostunuzun olmasından özellikle bahsettim. Çünkü sevgilinizle bu şartları yakalayamazsınız. Yakalasanız bile birlikteliğinizin devamlılığı muamma olduğu için sevgili dosttan güvenilir değildir. (istisnalar elbette ki var) Çünkü ne olursa olsun gerçekten dost olduğun birine yaslarsın sırtını. O dost zamanında seni sevgilisi için satsa bile eninde sonunda sana gelir ve sen sineye çekersin. O sana ayrılığının getirdiği mutsuzluktan bahseder sen de ona o yokken ne sıkıntılar çektin anlatırsın. Böylece yine iki eksi çarpılınca artıya döner misali mutlu olursunuz. Önce dostluk gelir benim nazarımda. Yar'inizle mutlu olabilmek için benliğinizin kuvvetli olması, benliğinizin kuvvetli olabilmesi için iyi dostlar biriktirmeniz gerekir.Çünkü insanın dostları ve dostlarına verdiği önem, aralarındaki bağ, kişinin ta kendisidir.Bunun için bir atasözü bile var ''Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim'' demiştir atalarımız. Özet olarak apansızca mutluluk kovalamak yerine, mutsuzluklarımızı yenerek mutluluğa ulaşmakta her zaman fayda var.
Mutluluk, TDK sözlüğünde “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik” olarak tanımlanmakta olup, şimdiye dek sayısız değişik tanımları yapılmış görece ve göreli bir kavramdır.(https://tr.wikipedia.org/wiki/Mutluluk)
MUTLULUK AMACINIZ DEĞİL, KENDİNİZİ BULMAYA ÇALIŞTIĞINIZ YOLDA SİZE EŞLİK EDECEK ARACINIZ OLSUN..
Yorumlar
Yorum Gönder